Faydalı Paylaşımlar..

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Hz. Ömer'in Kabir Suali

14:06:00 Posted by Mücahid Reis
Hz. Ömer vefat ettiği zaman, bütün dinî muamelesi yapıldıktan sonra, her fani gibi onu da getirip kabre koydular. Vazifeli şahıs, telkinini de yapıp cemaat dağıldıktan sonra, Hz. Ali Kerremellahü veçhe, bakalım Ömer, sual meleklerine ne cevap verecek diye merak ederek, kabrin bir kenarına, kimse görmeden çömelmiş neticeyi beklemekte idi. Biraz sonra beklenen melekler gelip dünyadan gelen herkese sordukları soruları Ömer'e de sormaya başladılar.

Meleklerden biri:

— Rabbin kimdir? Nebin kim? diye sormaya başladı. Meleklerin bu sualleri karşısında hiddete gelen büyük halife, kendisi başladı:

— Siz kimsiniz, Buraya nereden ve niçin geldiniz- Sizin derdiniz ne de, beni gelir gelmez suale çekiyorsunuz? diye sormaya başlayınca melekler, onun diğer insanlar gibi olmadığını anladılar ve sorularına cevap vermeye başladılar:

— «Biz yedi kat semadan, buraya sana soru sormak için geldik. Bizi bu vazife ile Allah vazifelendirdi, biz münker ve nekir melekleriyiz ve herkese aynı soruları sormak bizim vazifemizdir» dediler.

Melekleri sonuna kadar dinleyen Hazreti Ömer, sorularına devam etti:

— Siz yedi kat semadan geldiğiniz halde, Allah'ı unutmadınız mı? diye sorunca, melekler, kendilerinin vazifelerinin Allah'a ibadet etmek olduğunu ve unutmadıklarını söylediler.

Melekler bu cevabı verince, Hazreti Ömer daha da kızdı ve şunları söyledi:

— Siz o kadar uzak yerden geldiğiniz halde Allah'ı unutmadınız da, ben iki karış toprağın altına girmekle mi Allah'ı unutacağım. Bir daha ümmeti Muhammed'e, böyle çirkin surette gelmeyeceksiniz ve böyle yakışıksız sualler sormayacaksınız. Bakın, şu anda sizi geri gönderiyorum, sakın bundan sonra söylediklerimi unutmayın.

Ömer-ül Faruk hazretlerinden bu nasihatleri dinleyen melekler, bir daha ümmeti Muhammed'e kötü surette gelmeyeceklerine ve onların memnun olması için ellerinden geleni yapacaklarına dair söz verip, daha fazla üstelemeden Allah'a ısmarladık, deyip çekip gittiler.

Meleklerle Hazreti Ömer arasındaki bu hadiseye şahit olan Allah'ın Arslanı, göz yaşlarını tutamaz ve:

— Ya Ömer! Hakikaten sen Ömer-i Adilsin. Hayatın da, mematın da, ümmete rahmet senin, der ve ağlayarak kabri terkeder.

Kaynak: Büyük Dînî Hikâyeler, İbrahim Sıddık İmamoğlu, Osmanlı Yayınevi

21 Temmuz 2015 Salı

Hazret-i Süleymân (a.s.) İle Karınca

04:15:00 Posted by Mücahid Reis No comments


Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar.

Karınca da,

"Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir.

Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır. Acaba neden yemedi?

Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar.

Karınca da,

"Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O'na güvenerek bir buğday tanesini tam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım" diye cevap verdi.

Yüce Allah (c.c) cümlemizi kul kapısına baktırmaktan korusun, amin...

KAYNAK: Ermişlerden Osman Efendi, Seçme Dini Hikayeler, Seda Yayınları, İstanbul 2000, s. 60-61

16 Temmuz 2015 Perşembe

Bayram Şekeri

13:45:00 Posted by Mücahid Reis No comments


Mustafa 10 yaşında bir çocuktu.Babası işsizdi.Ramazan’ı komşularının yardımıyla zar-zor geçirmişlerdi.Bayram günü geldi çattı.Mustafa, anne ve babası evde sessizce oturuyorlardı.Kimse ziyaretlerine gelmiyordu.Öyle ya…Fakirin dostu olmaz.Bu hep böyledir.Mustafa babasının ve annesinin ellerini öptü usulca.Babası utanıyordu kendinden.Oğluna bayramda bırak harçlık vermeyi bir elbise bile alamamıştı.Üzülüyordu içten içe.Mustafa babasına yavaşça fısıldadı:”Baba ben bayram şekeri istiyorum!”

Bu sözler babasının yüreğine bir ok gibi saplandı.Cebinde sadece 5 YTL vardı.Onunla şeker alsa yiyecek bulamayacaklardı.Oğlunun başını okşadı:”Oğlum cebimde sadece 5 YTL var.Onunla da bayram şekeri alırsam yiyecek alamayız.Biraz sabret bir iş bulursam o zaman istediğin kadar bayram şekeri alırım sana…”

Bu sözler Mustafa’yı tatmin etmedi.Bahçeye çıkıp ağlamaya başladı.Başını öne eğmişti.İçeride de babası ve annesi gözyaşlarını tutamamıştı.Onlar da ağlıyorlardı.

O sırada Mustafa’nın gecekondusunun önünden bir adam geçiyordu. Mehmet adında genç bir adam.Mustafa’yı ağlar bir vaziyette görünce başını okşadı ve sordu:”Ne oldu yavrum?Neden ağlıyorsun?”

Mustafa yaşlı gözlerle cevap verdi:”Ben şeker istiyorum amca!Bayram şekeri…”

Bu sözler Mehmet’in yüreğini yaktı.”Buradan ayrılma hemen döneceğim” diyerek Mustafa’nın yanından ayrıldı.Markete uğradı.1 kg. karışık şeker,1 pakette çikolata alarak Mustafa’nın gecekondusuna vardı.Mustafa sevinçle Mehmet’in yanına koştu.Mehmet şeker ve çikolataları Mustafa’ya vererek:”Al yavrum.Artık ağlama.Senin için aldım.Çok yeme dişlerin çürür sonra” dedi ve gülümsedi.Mustafa teşekkür etti ve Mehmet’in elini öpmek istedi.Mehmet önce elini vermek istemedi ama sonra uzattı.Mustafa Mehmet ‘in elini görünce birden irkildi.

Parmaklarından 3 tanesi yoktu çünkü.Mustafa Mehmet ‘ in ellerini öptü ve sordu:”Ellerine ne oldu amcacığım”.Mehmet cevap verdi:”Boş ver yavrum o kadar da önemli değil”.Mustafa Mehmet’in ismini öğrendi,Mehmet de Mustafa’nın…Ve ayrıldılar.Mustafa sevinçle evine girdi ve şekerleri yemeye başladı.Annesi ve babası da Mehmet’ e bol bol dua ettiler.

Saat 9.30.İhtiyar, yaşlı gözlerle pencereden dışarı baktı.Kendi kendine söylendi:”Gene gelmediler”.Yanındaki Sadi bey lafa karıştı:”Sorma benimkiler de gelmedi”.Yaşlılar evinde bir bayram daha hüzünle geçiyordu.Birden içeri bir genç girdi.Uzun boylu ve yakışıklı bir genç.Elinde paket paket çikolatalar vardı.Ve renk renk çiçekler.

Ellerini öptü sırayla yaşlıların.Ve çikolatalar,çiçekler verdi onlara.Sadi bey’in yanındaki ihtiyara gelmişti sıra.Bayramını da kutladı onun ve öpmek istedi ellerinden.Yaşlı adam elini uzattı istemeyerek.Genç birden irkildi.

İhtiyar’ın parmaklarından 3 tanesi yoktu:”Siz” dedi,”Siz Mehmet amcasınız”.İhtiyar şaşırdı:”Beni nerden tanıyorsun”.Genç cevap verdi:”Ben sizin ağlarken gördüğünüz ve şeker,çikolata aldığınız çocuğum.Adım Mustafa”.İhtiyar biraz düşündü:”Hatırladım seni,hatırladım yavrum”dedi.Birbirlerine sarıldılar ve öylece ağladılar…

Kaynak:Anonim

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Yapılan İyilik Konuşulmamalıdır

12:57:00 Posted by Mücahid Reis No comments


Vaktiyle bulunduğu küçük yerde geçim sıkıntısı çeken dürüst ve temiz yaratılışlı genç bir adam, bir gün memleketine çok uzakta bulunan bir şehir merkezine giderek iş bulup çalışmaya, kendine yeni bir hayat düzeni kurmaya karar verdi Bu niyetle vakit kaybetmeden hazırlanıp yola koyuldu Genç adam bu yolculuğu sırasında yorum ve açıklaması kendisi için imkânsız olan bir takım olaylarla karşılaştı

Bunlardan biri şuydu: Bazı kimseler bir tarlaya buğday ekiyorlar, ekilen buğdaylar hemen yetişip olgunlaşıyor, onlar da hiç vakit kaybetmeden hasat ediyorlar, sonra bunları ateşe verip yakıyorlardı

İkinci olarak şuna şahit olmuştu: Bir adam büyük bir taşı kaldırmaya çalışıyor, kaldıramıyor; ama bu taşa bir tane daha ekleyince kaldırabiliyor, bir üçüncüyü ekleyince daha da rahat kaldırabiliyordu

Şahit olduğu bir başka olay da şu idi: Bir adam bir koyuna binmiş, onun üzerine birkaç kişi daha binmiş koşturuyorlar, arkalarından birileri de onlara yetişmek için çabalıyor ama yetişemiyorlardı

Adam bunlarla kafası Karışmış birhalde uzun yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadan şehrin kapısına geldi Burada nurani bir ihtiyar kendisini durdurup nereden geldiğini, niçin geldiğini yolculuğun nasıl geçtiğini sordu Adam herşeyi anlattı ve yolda karşılaştığı alışılmamış hadiseleri de serüvenine eklemeyi unutmadı Bunun üzerine ihtiyar bu genç adama rastladığı olayları bir bir açıkladı:

"Senin yolda ilk rastladığın buğday ekip hemen hasat eden ve sonra ateşe verip yakan insanlar, iyilik edip de onu sağda solda konuşarak değerini sıfıra indiren insanları simgeler

Taş kaldırmaya çalışan kimse de şunu anlatır: İnsana ilk işlediği günah ağır gelir, onun altında ezilir Ama ona tevbe etmeden başka günahlar işlemeye devam ederse artık o günahlar ona hafif gelmeye başlar

Koyun ve ona binenlere gelince, koyun cennet hayvanıdır Sırtındakileri cennete taşımaktadır Koyuna ilk defa binen alimlerdir Ondan sonra binenler her sınıftan müminlerdir Bunlara yetişmek için koşanlar ise inançsızlardır

Kaynak:İsmail Özcan Kıssadan Hisseler

14 Temmuz 2015 Salı

Boyayı mı Beğenemedin, Yoksa Boyacıyı mı?

13:31:00 Posted by Mücahid Reis No comments

Hep hikmetli konuşan Lokman Hekim’in derisi siyah, dudakları da kalınmış. Değerli sözlerini duyarak hayranı olan biri bir gün bakmış ki hayalinde büyüttüğü Lokman, siyah yüzlü, kalın dudaklı biri.Şaşkınlıkla yüzüne bakarken Lokman Hekim, adamın içinden geçenleri sezmiş olacak ki, şöyle çıkışmış:

– Birader, neden öyle şaşkın bakıyorsun? Boyayı mı beğenemedin, yoksa boyacıyı mı?

Sonra da ilave etmiş.

– Bak, demiş, benim ne yüzümün siyahlığında, ne de dudaklarımın kalınlığında bir tesirim vardır. Onları Yaratan öyle yaratmış, öylesine uygun görmüş. Benim tercihim değil...

Evet, insanların yüz güzelliği, yahut da çirkinliğiyle kendilerine bir pay çıkarmaları son derece yanlıştır. Ne güzellikte bir etkisi vardır, ne de çirkinlikte. Her ikisini de yaratan ve layık gören Allâh-ü azimüşşandır. İnsan kendi iradesiyle kazandığından sorumludur.

Kaynak: Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları

9 Temmuz 2015 Perşembe

İNSANIN ALDANDIĞI 4 KELİME VE TEDAVİSİ

13:15:00 Posted by Mücahid Reis No comments

Mevlâna der ki:
“Vakit keskin kılıç gibidir, ömrü kesiyor;
O seni kesmeden evvel sen onu kes!..
Kalbî zikre devam et!.. Dilin kapılarını kapat!..
Kalbin zikirle konuşsun, dilin hikmetle sussun..
Huzur buluncaya kadar öyle ol, üstün zekâ sükut etmektedir.
Az ye, az konuş, az uyu..
Ameli bırakmak ne kötü bir hal..
“İleride amel edeceğim” demek ondan daha beter bir haldir.”
İbn-u Atâullah İskenderî’den naklen Ebu Muhammed Eş-Şa’ranî şöyle söylemiştir:
“Tüm insanlar dört kelime ile aldanmıştır:
EĞER
Birisi, eğer zengin olsaydım ibadet ederdim der,
Diğeri, eğer fakir olsaydım ibadet ederdim der,
Öbürü, eğer genç olsaydım ibadet ederdim der,
Başkası, eğer ihtiyar olsam ibadet edeceğim der.
İşte dilin bir fenalığı budur.
NEDEN
İlim oku! Neden okuyayım?
Sus! Neden susayım?
Konuş! Neden konuşayım?
Nedenle beden tembel olur, nedeni bırak!
NASIL
İbadet et! Nasıl edeceğim?
Çalış! Nasıl çalışacağım?.
KEŞKE
Keşke ben zengin olsaydım, hacca giderdim..
Keşke ölseydim, suç işlemeseydim..
Bunlar hep dil illetidir.. İstikamet yolundan insanı çeviren sebeplerdir.
Bunların tedavisi iki edebledir:
1-Ahireti dünyadan daha fazla tercih etmekle, tembellik zincirlerini koparmak ve kalbî zikretmek,
2-İşi zamanında yapmak, ertelememektir..
Kaynak: İsmail Çetin/Edeble Varış Lütufla Dönüş

8 Temmuz 2015 Çarşamba

40 SENE NAFİLE ORUÇ TUTAN ADAM

12:30:00 Posted by Mücahid Reis No comments

40 sene üç ayların tamamında oruç tutan bir zat, bir gün bir alışveriş kuyruğunda bulunur. Dışarıdan gelen bir kişi, kuyruğa girmeden alış veriş yapmak ister ve bunda ısrar eder.O kadar ısrar eder ki, kuyrukta bulunanların sabrını taşırır.

-“Neden acele ediyorsun?” diye sorarlar.O da der ki:

-“ Bu gün nafile oruç tutmuştum.İftar yaklaştı.Onun için acele ediyorum” deyince kuyrukta bulunan ve 40 senedir nafile oruç tutup kimseye söylemeyen adam dayanamadı:

-“ Be adam, ben kırk senedir nafile oruç tutuyorum gene de senin bu yaptığını yapmıyorum” deyince adam:

-“Bende 40 senedir sana bunu bir türlü söyletemiyordum. Nihayet söylettim.Ben şeytanım diyerek oradan uzaklaşır.

Kaynak: Abdulkadir Dedeoğlu, Kıssadan Hisseler.

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Olmaz Çocuğum

20:30:00 Posted by Mücahid Reis No comments

İmansızda vicdan olmaz çocuğum,
Kırk cesette bir can olmaz çocuğum,
Tay büyür at olur, ona sözüm yok,
İt büyüyüp insan olmaz çocuğum.
| Üstad Abdurrahim Karakoç

Minik Bir Çocuğun Ramazan Günlüğü

19:00:00 Posted by Mücahid Reis No comments


Ramazan 1

Bugün evde bir acayiplik var.
Herkes sessizce işine okuluna gidiyor.
Annem “Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım” dedi.
Kimse yemek yemiyor, su içmiyor.
Ablam bile!
Ramazan 2

Önce diyet yaptıklarını sanmıştım.
İzledim hepsini.
Akşama doğru hepsi sessizleşiyor.
Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyor.
Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki.
Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni.
Ama gülmeye cesâretim yok.
Ramazan 9

Niye böyle yapıyorlar?”Ablama sordum, “Büyüyünce anlarsın” dedi.
Zaten başka ne der ki…
Anneme sordum, “Ramazan” dedi.
Babama sorum, “Oruç” dedi
Ramazan 11

Bu “Ramazan” ve “Oruç” isimli iki kişi,
Bizimkilere yeme içme yasağı koymuş demek.
Arkadaşım Fatma’ya sordum.
Onun ailesinde gündüzleri yemek yemiyor, su içmiyormuş.
Ramazan 14

Kaşık, çatal sesleri, konuşmalar duydum
Uyandım..
Babama haber vermeye koştum, yatağında yok!
Çaresiz, huysuz ablamın yanına koştum
O da yok!
Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim! Dedim.
Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.
Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta.
Bizimkiler yemek yiyorlar!
Vay uyanıklar.
Gündüz Oruç ile Ramazan’dan korkup gece yemek yiyorlar.
Bir de üstüne gülüyorlar…
Korkaklar.
Ramazan 17

Önceleri, Oruç ile Ramazan’ı bulup şikâyet etmeyi düşündüm.
Fakat ablamın yemek yedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim.
O zaman devam.
Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca.
Ramazan 19

Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor.
Oturup birlikte Kur’an okuyorlar.
Her zamanki mobilyadan, gelinden, kaynanadan konuşmuyorlar.
Ellerini açıp herkese dua ediyorlar.
Sevim teyze de başını örtmüş.
Çok da yakışmış.
Ramazan 22

Her şey aynen devam ediyor.  
Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor.
Hepsi akşam ezanı okunuyor.
İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor.
Ne hoş..
Ramazan 24

Oruç’u merek ediyorum.
Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı.
Şöyle yaparsam Oruç bozulur mu?
Yok, böyle olursa Oruç kaçar mı?
Demek ki Oruç, çok duygulu birisi
İnsanlar kötü şey yapınca bozuluyor.
Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor.
Oruç’u ve Ramazan’ı artık iyice merak ediyorum.
Onlarla tanışmaya can atıyorum.
Ramazan 25

Bu gülerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor.
Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim.
Bu Kadir de kim?
Bin aydan hayırlı gecesi varmış.
O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur’an okumak önemliymiş.
Ramazan 26

İftarı çok sevdim.
Akşam yemek yemeğe iftar diyorlar.
Gece yemek yemeni adı da Sahur.
İftar sonrası eğlenceler oluyor.
Babam camilere götürüyor bizi.
Herkes sokaklarda, camilerde, neşe içinde.
Ramazan 28

Merak içinde beklerken uyuya kaldım.
Kadir, gecesiyle gelmiş gitmiş.
Ben göremedim.
Anlayamıyorum.
Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum.
Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor.
Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar.
Sinir oluyorum.
Abım uzak bir şehirde üniversitede okuyor.
Abım ne zaman geliyor?” diye anneme soruyorum.
Bayram gelsin, o da gelecek” diyor.
Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir’den sonra şimdide bayram!...
Soramıyorum “Bayram kim?”diye.
Neden o gelmeden âbîm gelemiyor.
Belkide ağabeyimin arkadaşıdır.
Çok özledim ağabeyimi.
Bayram’ı da alsın gelsin, tanışalım.
Ramazan 29\Arife

Sonunda bir hanım ismi duydum.
Arife diyemiyorlar mı ne?
Arife diyorlar.
Niye Arife?
“Arife” olması gerekmiyor mu?
Yengemin adı gibi yani…
“Arife geliyor, daha temizliği bitirmedik.”   diyor annem.
Demek ki arife teyze çok titiz.
İyice telaşlandılar.
Bir bayram diyorlar, bir arife, harıl harıl çalışıyorlar.
Temizlik yapılıyor.
Yemekler hazırlanılıyor.
Anneme “bayram ne zaman gelecek?”dedim,”arife’den sonra “ dedi.
Demek ki bayram ile arife evli değil.
Akrabada değil.
Kafam karma karışık.
Salih abım bir gelse de her şeyi bana anlatsa.
Ve Bayram geldi

Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!.
Oruç öldü herhalde diye düşündüm.
Gece abım gelmiş.
Sevinçten haykırdım.
Çok özlemişiz birbirimizi.
Bütün olanı biteni bir güzel anlattım ağabeyime
Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm.
Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım.
Abımın tebessüm ettiği yerde, Ablam kahkaha atar.
Ağabeyime küser gibi yaptım, hemen gönlümü aldı.
Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.
****
Ağabeyimden söz aldım,
Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi.
Bende verdim.
Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı.
Abım buna bir de isim buldu: 5 yaş Sendromu.
Sendromu anlamadım.
Ama olsun, ağabeyime güveniyorum.
Gerçi ablam göre 4 yaşındayım.
Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor.
Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor.
Abım bu konu beni aşar diyor.
Bayramı çok sevdim.
Ama ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm.
Bizim için her gün Ramazan olsa!...
Ne iyi olur… 

Kaynak: Mehmet Talu, Ramazan ve Oruç Rehberi, Tereke Yayınevi,  s.16, Basım:2011.

Küçük Ev

13:07:00 Posted by Mücahid Reis No comments



Bir köylü, bilgenin yanına geldi ve şikâyete başladı:

“N’olur bana yardım edin, yoksa çıldıracağım. Tek odalı bir evde yaşıyoruz. Ben, karım, çocuklarım, karımın akrabaları. Herkesin siniri tepesinde. Birbirimize bağırıp duruyoruz. Evimiz sanki bir cehenneme döndü.”

“Sana söyleyeceğim şeyi yapacağına söz verir misin?” diye sordu bilge ciddî bir sesle.

“Yemin ederim, ne söylerseniz yapacağım.”

“Pekalâ. Kaç hayvanın var?”

“Bir inek, bir keçi ve altı tavuk.”

“Onların hepsini evinize al. Bir hafta sonra yanıma yine gel.”

Bilgenin talebesi aldığı tavsiyeye çok şaşırmıştı, ama itaat edeceğine de söz vermişti bir kere. Çaresiz, hayvanları da odaya aldı.

Bir hafta sonra geldiğinde perişan haldeydi. Acı ve kederli inliyordu.

“Mahvolmuş durumdayız. Pislik! Koku! Gürültü! Hepimizin aklını kaçırmasına ramak kaldı.” Bu defa:

“Şimdi git ve hayvanları evden çıkar” dedi bilge.

Adam eve kadar hiç durmadan koştu. Denileni yaptı.

Ertesi gün bilgenin yanına geldiğinde gözleri mutluluktan parlıyordu:

“Hayat ne kadar güzel. Hayvanlar dışarıda. Evimiz öyle sessiz, öyle temiz ve öyle geniş ki! Sanki bir cennet!”

Kaynak: Murat Çiftkaya İlham Öyküleri

Altın ve Gümüşü Biriktirenler

03:59:00 Posted by Mücahid Reis No comments


Altın ve Gümüşü Biriktirip de Bunlar Allah Yolunda Sarf Etmeyenlere Acıklı Bir Azabı Müjdele!

Sevbân (ra) şöyle anlatır:

“…Altın ve gümüşü biriktirip de bunları Allâh yolunda sarf etmeyenlere acıklı bir azâbı müjdele!” (Tevbe, 34) âyeti nâzil olduğu zaman biz, Efendimiz (sav) ile birlikte seferde bulunuyorduk.

Sahâbeden bâzıları:

“–Altın ve gümüş hakkında inecek olan indi. (Artık bir daha onları biriktirmeyiz.) Keşke hangi şeyin daha hayırlı olduğunu bilsek de ondan biraz edinsek?” dediler.

Bunun üzerine Rasûlullah (sav) şu cevâbı verdi:

“–Sâhip olunan şeylerin en fazîletlisi; zikreden bir dil, şükreden bir kalb ve kocasının îmânına yardımcı olan sâliha bir zevcedir.”

(Tirmizî, Tefsir, 9/9)

5 Temmuz 2015 Pazar

4 Temmuz 2015 Cumartesi

ŞEYTAN VE NEFİS BİZİ NASIL ALDATIR?

20:00:00 Posted by Mücahid Reis No comments


Hem ilmi, hem.de ameliyle zengin bir insanı müflis hâle getiren duygu hangi duygudur? Belki bu sualin ce­vabını nefsinizde veriyorsunuzdur. Ancak size bir ibretli olay arzedeceğim. Göreceksiniz ki, hepimizi amelimizde iflas beklemektedir. Şayet dikkat etmez, ihlâsa sahip olmazsak. İbretle okuyacağınız olay şu:

Ebu Hasan Müzeyyin adında bir ihlaslı zat, gece gündüz Kabe hasretiyle yanıp tutuşmaya başladı. Ne yapıp edecek, mutlaka Beytullah'ı ziyarete gidecek, sonra da Resûlüllah'ın merkadine yüz sürecekti. Bu dayanılmaz arzusuna mukabil, tâ Horasan'dan kalkıp da bu kadar yolu aşacak ne bineği vardı, ne de parası. Ama bu yoklara mukabil bir şeyi vardı, o da aşkı, şev­ki ve azmi. Rabbimiz gönlüne bunu ilham etmişti. Yanıp tutuşuyordu.

Rabbımızın lütfettiği bu aşk, şevk ve azimle düştü yollara.

Günlerce aç, susuz kaldı, yoruldu, ezildi, büzüldü, ama azminden zayiat vermedi, nihayet Mekke'ye vardı. Hayretler, hasretler içerisinde Harem'e girdi, Kabe'yi ta­vaf etti, gidip zemzemden kana kana içti..

Artık şöyle bir köşeye çekilip nefes almalı, Rabba şükretmeliydi. Nitekim altın oluğun karşısına oturup de­rinden derine saadetli bir nefes aldı. Kabe'yi seyre daldı. Düşünüyordu:

— Neydi o haftalar süren yaya çöl yolculuğu, açlık, susuzluk ve yorgunluk?..

Bunları bir bir hayal ettikten sonra kalbine bir büyüklük duygusu geldi. Kendi kendine söylenmeye başladı:

— Bravo Ebu Hasan! Sen ne kadar da kuvvetli, kudretli   adammışsın!   Bunca   engele,   zorluğa, imkânsızlığa rağmen çölleri aştın, vahaları taştın, nihayet Kabe'ye ulaştın..

Bu düşünceler içinde iken karar verdi. Ben büyük adamım vesselam.

Ebu Hasan Müzeyyin kendini böylesine güçlü, kuvvetli, büyük adam olarak görmeye başladığı anda öteden birinin sesi geldi kulağına. Ses şöyle diyordu:

— Hey Ebu Hasan Müzeyyin! kendine gel kendine. Bunca yolları, vahaları sen aşmadın, sen taşmadın. Rabbin sana bu aşkı, şevki verdi de onunla çölleri aş­tın, vahaları taştın, Kabe'ye ulaştın. O, bu aşkı vermese, bu şevki lutfetmeseydi, başkaları gibi sen de yerinden kımıldayamaz, kendinde bu kuvvet ve kud­reti bulamazdın! Sen sadece istedin, arzu ettin, hepsi o kadar! Hissen istemenden ibarettir.

Birden irkilen Ebu Hasan Müzzeyin bakar ki, biraz ötede büyük veli Ebu Bekir Kettanî tebessümle kendine bakıyor.

Hemen kalkar, hürmetle yanma yaklaşır, elpençe di­van durur. Haremin Meşalesi denen bu büyük zat, sözle­rini şöyle tamamlar:

— Dikkat et, şeytan seni amelinle ucbe düşürmek istiyor, aldanıp da enaniyete kapılma, benlik duygu­suna girme! Toksa haccın gider.

Evet, kimse ameliyle övünmesin, hizmetiyle ucbe dal­masın. Gayret ve azmiyle gurura kapılmasın. Nefsinde özel bir fazilet ve meziyyet vehmetmesin. Kulun hissesi, meyilden ibarettir.

Buyurun birlikte okuyalım Rabbimiz'in kudsî ikazını:

— Sendeki iyilikler Allah'tan, kötülükler de nefsindendir! Senin iyilikten hissen, sadece meyil ve arzu...

Kaynak:Ahmed Şahin, Olaylar Konuşuyor, Cihan Yayınları, İstanbul 2001, s.109